“Âh” üstüne düşünceler...

Haberin Devamı

BAŞTAKİ “a” harfi, biraz uzunca okunur...
Aksini söyleyenlere, “şapka kaldırıldı” filân diyenlere de çok da itibar etmeyin.
Çünkü, kısadan büzerseniz, çıkan sesin, kafanızı kapıya çarptığınızda çıkan feryattan bir farkı kalmaz.
Oysa doğru okunduğunda, bir anda, “binlerce yıllık bir Anadolu geleneği”nin mirasçısı oluverirsiniz.
“Âh etmek”, özünde, çok da hoş bir şey olmamakla birlikte, sıradan “beddua”dan hayli farklıdır.
“Âh etmek”;
Tarifsiz bir şekilde üzüldüğünüzde; yetmedi,
Çok canınızı yandığında; yetmedi,
Sabrınızın tükendiğinde; yetmedi,
Fevkalâde daraldığınızda; yetmedi,
Umarsız kaldığınızda; yetmedi,
Hiç tahammülünüz kalmadığında; yetmedi,
Hiç bir çözümün, sizi bu çıkmazdan çıkartamadığını hissettiğinizde...
Ve bütün bunları aynı anda yaşadığınızda, üstelik, “sebep olanlar”a, ufak da olsa bir karşılık vermek şansınızın dahi olmadığını, fark edip, içerleyip, kabullendiğinizde...
Son çare olarak, metafizik boyuta zıplayıp, “İlâhi adalet”in terazisiden, “Bari bunun cezasını sen ver” şeklinde dilekte bulunarak, “iç geçirme” halidir.
Bazen, en hafifinden şarkılarda dillenir; “Âhım gibi âh acep âhlar içinde...” diye terennüm edersiniz.
Kızgın hallerinizde, “Benim âhım yerde kalmaz” iddiasına dönüşür.
Halk ağzında, tecrübe ve görgüsünde, “Alma mazlumun âhını, çıkar aheste aheste” oluverir.
Yerimiz dar; uzatmayacağım.
Sonunda, Yunus’un teslimiyetinde, “Mazlumun âhı, indirir Şâhı..” diye noktalanır.
Mesele, yeterince sabredip sabredemeyeceğiniz meselesidir.
Bu yazıyı, “Tantalos’un Tartaros’undan yazıyorum...”
(Yamanlar Dağı’nda - Karagöl’ün –kenarından- hamdolsun)
“Âh ettiğiniz halde”, 3 vakte kadar rahatlayamadıysanız, hatırlatılması pek şık olmamakla birlikte, muhatabınıza, (Çetin Altan Ustamızın çok eski bir tavsiyesine uyup) “Tantalos’un Tartaros’una düşesin...” diye seslenmeniz de mümkündür.
Ne kastedildiğini, “bilenler bilmeyenlere anlatıversin” bir zahmet.
Daha ne diyeyim?

Yazarın Tüm Yazıları