Hali hazır transferler yapmak yerine genç oyunculara şans tanınması gerektiğini ve yepyeni bir jenerasyon için buna ihtiyacımız olduğunu belirtmiştim. Dün akşam düzenlenen FIFA Ballon D’or ödüllerinde gördüklerim ve dinlediklerimden sonra başarının sırrının alt yapıda olduğunu bir kez daha anladım.
Biliyorum birçok yazar büyüğüm, ağabeyim “ah şu Barcelona olmasa yeni nesil ne yazacaktı” diye göndermelerde bulunmaktan büyük keyif alıyor. Kendi bilgi birikimleri dâhilinde haklılık payları da yok değil!
Ancak, kendini Kaf dağında gören bir futbol liginin olmayan marka değerini yazmaktansa tüm dünyaya futbol ziyafeti çeken bir takımı bıkmadan yazmanın daha doğru olduğunu “sözüm meclisten dışarı” bir şekilde belirtmekte fayda görüyorum.
Konumuza dönecek olursak, dün akşam Messi üst üste 3.kez yılın en iyi oyuncusu seçildi. Kimilerine göre hak etti kimilerine göre hak etmedi. Ancak o yaptığı açıklamayla başarının önce takım oyuncusu olmaktan geçtiğini hepimize bir kez daha kanılatmış oldu. Aldığı ödülü başta Xavi olmak üzere tüm takım arkadaşlarına ithaf ettiğini söyleyen Messi, “Guardiola bize topluca bir şeyler kazanamıyorsak, bireysel ödüller kazanmamız için de umut olamaz demişti. Bizim içimizde herhangi bir ödülden daha öte bir dostluk var” ifadeleriyle Barcelona’nın neden “bir kulüpten daha fazlası” olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Sayın Aysal bugün 5 milyon Euro’ya Arsenal’den sadece 31 yaşındaki Tomas Rosicky’i alabilir. Elbette 31 yaşındaki Rosicky’i iki sene oynatıp 10 milyon Euro’ya satabilecek bir başkan varsa dünya futbol tarihine adını altın harflerle yazdıracağından hiç kuşkum olmaz.
Bugün Chelsea gibi bir kulüp henüz kendisini ispat etmemiş 20 yaşındaki Oriel Romeu için Barcelona’ya 5,5 milyon Euro verebiliyorsa, aynı Barcelona oyuncusunu geri alabilmek için sözleşmesine opsiyonlar koydurabiliyorsa, Fenerbahçe’nin Alper için 5 milyon Euro vermesini yadırgamak yerine takdir etmek gerekir.
Dünya futbolu, Barcelona’nın La Masia çimlerinden çıkardığı genç yeteneklerle birlikte bambaşka bir yöne doğru giderken, Alper gibi oyunun hem defansif hem ofansif yönünü oynayabilen oyuncuların değerini daha da arttırmıştır. Artık oyunun her iki yönünü de oynayabilen, topu ayağında tutabilen ve tekniği yüksek oyuncular daha fazla prim yaparken Alper Potuk, gelecek vaat eden on numaralardan daha farklı özellikleri kendisinde barındırmaktadır.
Yeni bir jenerasyon kazanması gereken Türk futboluna Alper gibi yetenekler her zaman lazım, ancak 5 milyon Euro’ya emeklilik ikramiyesi arayan futbolcuları düşünen başkanların biraz daha düşünmesinde fayda var.
Galatasaray 1319 gün sonra
Galatasaray son olarak 27 Nisan 2008’de Ali Sami Yen Stadında 1–0 yendiği Fenerbahçe’yi tam 1319 gün sonra 3–1 yenmeyi başardı. Derbilerin favorisi olmaz ancak Galatasaray’ın yıllar sonra rakibi Fenerbahçe karşısında oynadığı ezici futbol ve tarihi skoru kaçırması açısından oldukça önemliydi.
İtalya’dan Gelen Sürpriz Gol
Trabzonspor’a Şampiyonlar Liginde bir üst tura çıkması için önce Inter’in CSKA’dan puan alması ardından Lille karşısında alınacak bir puan yeterliydi. Maçın son dakikasına kadar her şey istediği gibi giden Trabzonspor, İtalya’dan gelen şok CSKA Moskova golüyle yıkıldı. Bordo Mavililer yoluna UEFA Avrupa Liginden devam edecek.
Manchester Şehri DüştüAvrupa’nın devlerinden Manchester United, Basel deplasmanında 2–1 mağlup olarak 2005 yılından bu yana ilk kez Şampiyonlar Liginde gruptan çıkamadı. Mücadelede Kırmızı Şeytanlar’a alacağı bir puan yetmesine rağmen Basel mütevazı kadrosuyla Old Trafford’da yaptığı sürprizi bir kez daha tekrarlayarak gruptan çıkmayı başardı. Ferguson ve talebeleri yoluna UEFA Avrupa Liginden devam edecek.
Büyük paralar harcayarak bu sezon Premier Lige damga vuran Manchester City ise ilk kez katıldığı Şampiyonlar Liginde umduğunu bulamadı. Son maçta evinde Bayern Münih’i 2-0 yenmeyi başaran ekip Napoli’nin Villareal deplasmanında kazanmasıyla tur şansını kaybederek UEFA Avrupa Ligini katılma hakkını kazandı.
Lyon “Yedi” Bitirdi
Real Madrid’in grupta liderliği garantilemesinin ardından Ajax’ın puan kaybını bekleyen ve son maçta farka gitmesi gereken Lyon konuk olduğu Zagreb karşısında 7–1 kazanarak bir üst tura çıkmayı başardı.
Stoch hakkında gerek basın gerek futbol severler sürekli aynı soruyu soruyor “böylesine kaliteli bir oyuncu neden Fenerbahçe’de ilk 11’e girmekte zorlanıyor?”
İşte bu noktada Fenerbahçe teknik heyetinin yıldız oyuncuyu iyi analiz edemediğini düşünüyorum;
1- Stoch 2006 yılında Chelsea’ye transfer olduğunda sadece 4 kez forma yüzü görebilmiş ardından 18 yaş altı takımında kanat oyuncusu olmasına rağmen attığı gollerle krallığa uzanarak taraftarın sevgilisi olmuştu.
2- Bu başarısının ardından Chelsea tarafından bu kez Twente’ye kiralanmış, o sezon oynadığı futbol ve attığı 10 golle Hollanda temsilcisine tarihi şampiyonluğu kazandıran oyuncular arasında ilk sırada yer almıştı.
75–80 milyonluk ülkeden sporcu çıkaramıyor muyuz efsanesi sürüyor, bu da tamam…
Peki, sporcuları keşfedecek onları küçük yaşlarında fark edebilecek hocalara şans veriyor muyuz? Teknik direktörlerden ya da alt yapı hocalarından bahsetmiyorum, bahsettiğim şey en temel eğitim kurumları olan okullarımızın beden eğitimi öğretmenleri!
Sonuç; GEÇİNİZ!Yıllarını spor akademilerine ve üniversitelere verip sonunda sadece genç nesillere bir şeyler aktarmak isteyen öğretmenlerimiz kendilerine sahip çıkacak birilerini beklemeye devam ediyor.
“Gemisini yürüten kaptan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın” misali yaşayan, sadece konuşarak ve Tweet yazarak memleketi kurtaran bizler bugünlere gelmemizi sağlayan öğretmenlerimize artık sahip çıkmanın zamanıdır.
Bu kadar yaygarayı neden yaptığıma gelecek olursak;
Sarı Lacivertlilerin fikstürüne bakacak olursak, Gaziantepspor, Kayserispor ve Mersin İdman Yurdu gibi çok önemli üç deplasmandan kayıpsız çıkmaları gerçekten büyük başarı.
Dün akşam futbol adına iki takımda doğruları yaptı. Nurullah Sağlam ve Aykut Kocaman takımlarını hep oynatmayı düşündü. Ancak maçın henüz başlarında Özer’in attığı muhteşem gol oyunu bir anda değiştirdi. Bu noktada Aykut Kocaman’a ayrı bir parantez açmakta fayda var. Aykut Kocaman, her maçta bir oyuncusunu ön plana çıkarmayı başarıyor. Haftalarca forma giymeyen Stoch’u Belediye maçının yıldızı yaparken, bu kez Özer’e şans veren Kocaman takdiri fazlasıyla hak ediyor.
Fenerbahçe maç boyunca Volkan Demirel, Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz’un eksikliğini hiç hissetmedi. Mert Günok harika bir maç çıkarttı ve Volkan’dan sonra bu kalenin sahibi olduğunu gösterdi. Orhan Şam ve Özer de kendilerine verilen şansı iyi kullandılar.
Fenerbahçe bu sezon bambaşka bir kimlikle yoluna devam ediyor. Yapılan hataları bir kenara bırakacak olursak kazanma alışkanlığı olan bir Fenerbahçe doğdu. Aykut Kocaman’a sımsıkı sarılan futbolcular Alex’in önderliğinde şampiyonluğun en büyük adayı olduklarını her hafta daha da hissettiriyorlar.
Peki, nedir bu “okur terörü”? Gerçekten böyle bir kavram var mı?
Aslında bu işin bir sözlük tanımı yok. Ancak tipik özelliklerinden yola çıkarsak “okur terörünün” bir tanımını oluşturabiliriz.
“Yazılan bir köşe yazısına veya yapılan bir habere, karşı tez oluşturamayan, kendi doğrularını küfür ve hakaretle savunmaya çalışan, olaylara bakış çerçevesi at gözlüğü olan okuyucuların ortaya çıkardığı olaylar dizisine “okur terörü” diyebiliriz.”
Sosyal medyanın gözdelerinden Twitter ile birlikte bu kavram patlama noktasına gelmiş durumda. İnsanlar, sevdiği veya sevmediği, okuduğu veya okumadığı ne kadar yazar/muhabir/haberci varsa onların haberlerine veya fikirlerine eleştiri getirmek yerine küfür ve hakaret etmeyi görev edindi.
Avrupa’nın herhangi bir gazetesinde yer alan haberin çevirisini yapıp verdiğimizde bile, sanki bu iddiayı bizler ortaya atmışız gibi, “Fener medyası, Galatasaray medyası, Beşiktaş medyası” gibi etiketlerle başlayan devamı hepimizin yüce annelerine kadar giden cümlelerle dolu mesajlar almak işte bu zihniyetin en büyük tohumları…
Kimse kimseyi sevmek zorunda değil, okumak ya da takip etmek zorunda da değil, onun penceresinden bakmak zorunda hiç değil…
Bırakın herkes istediğini yazsın, istediğini okusun. Kim ne yaparsa yapsın birileri memnun olurken birileri memnun olmayacaktır. Bizi biz yapan, her çeşit rengi, her çeşit fikri içimizde barındırmamızdır.
Okumaya, yazmaya ve farklı fikirlere ihtiyacımız var, bize göre doğru bize göre yanlış…
24 Eylül 1957’de Nou Camp kapılarını ilk kez Legia Varşova takımına açtı.
Joan Gamper’la 1899’da başlayan stadyum serüveni İspanya’da başlayan iç savaşın ardından farklı bir boyuta ulaştı ve Nou Camp’la birlikte Katalonya’nın merkezi haline dönüştü.
Katalonyalılar’ın “Més que un club” yani “Bir kulüpten daha fazlası” olarak tanımladıkları Barcelona Spor Kulübü şehrin en önemli simgesi haline geldi.
Kurdukları alt yapı okulu “La Masia” ile kendi oyuncularını yetiştirip dünya futboluna kazandıran Barcelona, 1929 yılında La Liga’nın ilk şampiyonu oldu.
Barcelona’nın müzesinde, 21 La Liga şampiyonluğu, 25 İspanya Kupası, 10 İspanya Süper Kupası, 4 Eva Duarte Kupası, 2 Lig Kupası ve 11'i Avrupa kupalarında olmak üzere, 15 uluslararası kupası bulunmaktadır.
Barcelona 2009 yılında Şampiyonlar Ligi, UEFA Süper Kupa, La Liga, İspanya Kral Kupası, İspanya Süper Kupası ve FIFA Dünya Kulüpler Kupası'nda şampiyonluğa ulaşarak bir ilki gerçekleştirirken sistemiyle de Dünya futbolunda yeni bir çığır açtı.
Dünyanın en büyük futbol mabetlerinden biri olan ve bugün 54.yaşını kutlayan Nou Camp kapılarını bu kez Arda Turan için açacak.
Arda, uzay futboluna karşı Türkiye’nin en iyi futbolcusunun neler yapabileceğini gösterecek. Tarihi başarılarla dolu olan ve Messi gibi büyük bir yeteneğe sahip olan Barcelona karşısında dimdik ayakta duracak…