Hain ve katil bir devran

DÜNKÜ gazetelere yansıyan Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıldönümü haberleri arasında Kayseri’nin Talas ilçesinden geçilen küçük bir haber dikkatimi çekti.

“402 şehit merhamet bekliyor” başlıklı haber Çanakkale şehitleriyle ilgiliydi fakat Talas mahreçliydi.
Meğer savaş sırasında tedavi için cepheden Talas Şifa Yurdu’na sevk edilen askerlerden şehit düşenler, bugün özel bir mülk sınırları içinde kalan şehitliğe defnedilmiş.
Bugün üzüm bağları ve elma ağaçlarıyla çevrili arazi imar planlarında şehitlik olarak gözükse de, mülk sahipleriyle anlaşılamıyormuş anladığım kadarıyla.
Bir taş bile dikilmemiş şehitlikte yatan 402 Çanakkale şehidinin, isim listelerine bile ulaşılmış oysa.
Haberde sıkça - yerinde bir ifadeyle- “vefasızlık” vurgusu yapılıyor. Ama tek vefasızlık bu mu? Şok mu geçirmeliyiz bu hayırsızlık haberi karşısında.
57’nci Alay şehitlerinin üstüne önce beton dökülüp sonra granitle kaplama yapıldığını ve yılda bir kez anmak için gittiğimizde araçlarımız rahat giriş-çıkış yapsın diye bazı şehitliklerin otoparka çevrildiğini bilmesem yumruğumu Talas yönüne doğru sıkıp “Ayıptır yahu!” diye bağırırdım ben de.
  
Tarih 24 Mayıs 1915.
Günlük olarak kullanılacak defterin kapak içine şu not düşülüyor önce:
“Ailemin adresi: İstanbul’da, Beşiktaş’ta, Yeni Mahalle’de Bostanüstü’nde, 62 numaralı hanede Musa Efendi. Bu defter kimin eline geçerse, bir şehit hürmetine yukarıdaki adrese göndersin...”
Çanakkale’de 21 yaşında şehit düşen Teğmen İbrahim Naci’nin günlüğüne düştüğü ilk nottan sonra bir ay bile hayatta kalamıyor maalesef.
21 Haziran’da Kerevizdere Muharebesi’ne katılmadan düştüğü son not şöyle: “21 Haziran. Saat 11.00. Muharebeye girdik. Milyonlarla top ve tüfek patlamaları. Şimdi birinci onbaşım yaralandı. Allahaısmarladık...”
Teğmen İbrahim Naci’nin defterinde şehadetinden sonra iki farklı el yazısıyla iki not daha görüyoruz. İlki, 10 gün sonra şehit düşecek komutanı Yüzbaşı Bedri Efendi’nin “Zavallı Naci! Evladım gibi sevdiğim yavrum” diyerek başladığı not. İkincisi de 2 Temmuz’da tabur imamı Mustafa Memduh’un “Bedri Efendi’nin de şehadeti vuku buldu” diye biten notu.
İbrahim Naci’nin kısacık ömrünün kısacık savaş günlüğü bu ayki NTV Tarih’in kapak konusuydu.
Tarihçiler için “sıradan askerlerin”, “sıradan insanların” notları “büyük adamlar”, “generaller”, “bakanlar”, “paşalar”, “elçiler” vesairenin günlüklerine göre çok daha gerçek ve nadir oldukları için önemlidir.
Bu, okurken insanın yüreğini ezen günlüğü yaklaşık 100 yıl sonra ortaya çıkaran kişi bir Çanakkale koleksiyoneri olan Seyit Ahmet Sılay.
Şehit teğmenin akrabaları geçen sene kendisine ulaştıktan sonra bir akademisyen tanıdığı aracılığıyla çevirisini yaptırmış, arşivlerden İbrahim Naci’nin izini sürmüş, NTV Tarih’ten Muzaffer Albayrak da konuyu bir güzel dosyaya çevirmiş.
Basmakalıp nutuklar, bağa veya otoparka dönmüş şehitlikler içinden gelip vicdanları dürten ve okuyanın utanmasına yol açan bir şehit portresi.
Okuyanların uzun süre kendilerine gelemeyeceğine eminim...
Şehit düşmeden birkaç gün önce, öldükleri yerde isimleri bile belli olmayacak şekilde üstlerine kabaca toprak dökülmüş askerlere bakarak şu notu düşmüş:
“Şehit olursam ben de mi böyle solgun yapraklı birkaç kel ağacın dibine gömülüp terk edileceğim? Fakat bu ne kadar merhametsiz ve feciydi... Ah! Bu ne müthişti. Bu ne hain ve katil devrandı?...”
Yazarın Tüm Yazıları