Oysa bir kadının “kusursuz bedenine zihninle dokunmak”, ergen irisi yıllarımızda aşk bahsinde duyduğumuz en romantik, en erotik ifadeydi.
Defalarca, bıkmadan, anlam üstüne anlam yükleyerek dinlediğimiz o güzel şarkının gerçek hikâyesini öğrenmek kırdı mı bizi peki? Asla!
Büyük bir ozan, şarkılarıyla ruh haritamıza hâkim olmuş efsane şarkıcı Leonard Cohen’in biyografisi “I’m Your Man”i bitirmeye çalışıyorum şu günlerde.
3 kadın ve 3 şarkı seçtim bu pazar günü sizlerle paylaşmak için.
İlk sırada “Suzanne” var, Cohen’in “hiç yatmadığı kadın”dan (da) bahsettiği o müthiş şarkı...
1960’lar, Montreal.
David Bowie’nin 10 yıl aradan sona yeni bir albüm yapacağı haberi ve bu albümün habercisi olarak uçup gelen şarkı ‘Where Are We Know?’, hayranları arasında Meksika Dalgası yarattı. Bowie’nin yeni albümü ‘The Next Day’in tamamını dinlemek için mart ayının ikinci haftasını beklemek gerekecek. Son 10 yılda yaşadığı sağlık problemi yüzünden konser vermeyen, birkaç kayıt yapan Bowie’yi elbette sabırsızlıkla bekleyeceğiz.
Bu bekleme halinin heyecanını (tabii heyecanlandıysanız!) daha da körüklemek için 2013’ten başka neler beklemeliyiz sorusunun cevabını aradım.
Mojo ve Uncut’ın yayınladığı ‘2013’te gelecek albümler’ listelerinin yanı sıra web üzerinde güvenilir müzik kaynaklarına da göz attım. Her türden müzikseveri mutlu edecek haberlerim var...
Belli bir sisteme sadık kalmayacağım; tür veya tarih sıralaması yapmayacağım. ‘Kafama göre’ takılacağım...
Yine de ‘ustalara saygı’ şeklinde başlamakta fayda var. Mesela Jimi Hendrix... Mart ayında ‘People, Hell & Angels’ adlı bir Hendrix albümü geliyor. Daha az bilinen şarkılarının hiç duyulmamış, farklı kayıtlarından derlenen bir albüm. Yani hiç yayınlanmamış şarkı beklemeyin; hiç duyulmamış hallerine hazırlık yapın.
ESKİ EKİBİ TOPLAYANLAR
Benzer tarzda ancak daha heyecan verici bir haber de Led Zeppelin’den var. Malum, Jimmy Page, bir süredir eski albümleri yeniden elden geçiriyor.
Çoğunlukla ota, kota, çiçeğe, böceğe; olur olmaz her şeye çabuk tarafından sinirlenmek manasında kullanılıyor. Manasız, sevimsiz, fakat dikkat edilmezse dile bir şekilde yerleşen ve giderek yaygınlaşan ifadelerden.
Rahmetli Hulki Aktunç yaşasaydı Büyük Argo Sözlüğü’nün yeni baskılarına alır mıydı acaba?
Bilemedim...
*
Duy da inanma derler ya: “Ev ve işyeri dekorasyonunun, enerjinin mekân içinde rahatça dolaşmasını sağlamak ve insan psikolojisi üzerindeki etkisini artırmak amacıyla dizayn edilmesi anlamına gelen Feng Şui sisteminin kurulması için çalışma başlatıldı.”
Hayırlı olsun.
Emniyetin polis merkezlerinde judo, tekvando, karate, aikido gibi Uzakdoğu kökenli dövüş sanatlarını güreş ve “Levye nerede” (bu durumda cop) gibi yerel tatlarla harmanlamasına alışmışız; süreç zor olur herhalde...
*
Malum, Feng Şui en basit anlatımla yaşanılan mekânların huzur verecek şekilde düzenlenmesini amaçlıyor.
Orta sahadan itibaren Galatasaray’ın pas trafiğini kesen, oyunu dikte etmesine itiraz eden Kasımpaşa, rakibinin ezberini, ritmini ve moralini de bozmayı başardı.
Topa hakim olsa da oyuna (ve kendisine) hakim olamayan lider, ilk 45 dakika boyunca sadece 3 kez gardını düşürebildi Kasımpaşa’nın.
İlkinde Elmander ıska geçti, ikinci de Elmander tamamlayıcı dokunuşu becerdi ve golü buldu.
Üçüncüsünde ise Emre’yle golü bulabilecekken 15 saniye içinde kalesinde gördü topu.
İlk yarı boyunca saha içinde “B Planı” üretemeyen bir Galatasaray çaresizliği seyrettik özet olarak.
* * *
Kasımpaşaspor, ikinci yarıya görkemli bir başlangıç yaptı. Lacivert beyazlıları öne geçiren gol (Bravo Viudez Mora) gerçekten şapka çıkartılacak türdendi.
Benim adayım netleşti diyebilirim: Engelli vatandaş tacirleri...
* * *
Nevşehir’de bir engelli merkezinde üç yıl önce çekildiği daha sonra açıklanan berbat görüntüleri Zaman’dan Bünyamin Köseli’nin “Engellileri köle gibi alıp satıyorlar” başlıklı haberi sayesinde fark ettim.
Köseli’nin haberi aklın, vicdanın kaldıramayacağı bir gerçeği koyuyordu ortaya.
Rock müzikle bir şekilde haşır neşir olanlarınız (hatta olmayanlarınız), Deep Purple’ın “Smoke On The Water” adlı şarkısını hatırlamakta güçlük çekmeyecektir.
Şarkının ve Claude Nobs’un hikâyesi yıllardır “rockçılar geyik koştururken” ana malzeme muamelesi görür...
Yıl 1971, aylardan aralık.
Deep Purple, al takke ver külah Rolling Stones’un mobil stüdyosunu (The Mobile) kiralamış ve İsviçre’ye, Montreux’ye (Evet, 1936’da anlaşmanın imzalandığı Montrö) park etmiş.
Yeni albümlerini bu güzel bölgede kaydedecekler; hedef bu.
Aynı zamanda Frank Zappa ve grubu The Mothers of Invention’da hemen diplerinde, Montreux Casino’da konser verecek.
Buraya kadar her şey iyi, güzel.