Sansür çalışmadığımız ve alışmadığımız yerden geldi açıkçası: Omuz ve köprücük kemiği...
“3:10 Yuma Treni” adlı filmde kadın oyuncunun omuzları buzlanmak suretiyle ekrana getirildi.
Oyuncu Ayça Varlıer de Twitter üzerinden TRT’de katılacağı program öncesi aldığı uyarıyı paylaştı:
“Geçen gün TRT Okul’a konuktum. Kıyafet konusunda bazı uygulamalar getirilmiş. Sıfır kol ve anladığım kadarıyla köprücük kemiğine kadar olan yakalar uygun değilmiş. Mini etek zaten olamaz. Programa çıkmadan bana söylediler. Açıkçası yorumu sizlere bırakıyorum...”Buyurun, şöyle bırakın Ayça Hanım, ilgilenelim...
* * *
İlk 25 dakika boyunca rakibini sahasına hapsetti, topa adeta kronik bir kıskançlıkla sahip olmak istedi, başardı.
Geçen iki maçı kulübe seviyesinden izleyen Burak Yılmaz’ın ilk golü dönen top karambolünden geldi ancak tetikleyicisi o müthiş presti.
Ligin dişli, galibiyet sayısında Galatasaray’la aynı sırayı paylaşan Akdeniz ekibi bir kadro problemini sırtlayıp geldiği İstanbul’da ilk yarım saati atak savuşturmakla geçirmek durumunda kaldı. Bu süreçte ilginç olan, Antalyaspor’un 1-0 geride olmasına rağmen neredeyse “Zaman çalmak için yatan kalkmıyor, giden gelmiyor” dedirtecek haliydi; umarım ben yanlış okumuşumdur...
* * *
Transfer haberi duyulduğu andan itibaren şu soruya cevap arandı futbol programlarında, taks/dolmuş muhabbetlerinde, kahve/berber sohbetlerinde: “Sneijder gelince takım nasıl oynar?”
Fatih Terim, dün Sneijder’ı ilk 11’de başlatarak bu soruya cevap vermiş oldu. Genel kanıya uygun şekilde bir diziliş gördük neticede.
Sneijder’ın arkadaşlarının oyunlarını okumak için biraz daha zamana ihtiyaç duyacağı kesin ancak kalitesini sahada durduğu ve görmek/göstermek istediği alanlarla bile belli ediyor.
“Yok arkeolojik çömlek çıktı, yok buluntu çıktı. Bunlarla önümüze engeller kondu...”
Yeri bir metre kazdılar, geç Osmanlı dönemine ait bir sokak, binalar, işlikler çıktı.
Beş metre daha kazıldığında meşhur Theodosius Limanı’na ulaşıldı, asırlar sonra...
Üç ayrı bölgede toplam 35 gemi kalıntısına ulaşıldı.
Her biri medeniyet tarihini değiştirecek türden buluntuların sayısı nihayetinde 40 bini bulacaktı.
MS 4-5’inci yüzyıla tarihlenen gemi bile bulundu.
MS 12-13’üncü yüzyıla ait kilise kalıntısı bulundu.
Yine de rüzgarın önüne katıp sürüklediği bu maçta Galatasaray için bazı acı gerçekleri görmek gerekiyor. Sarı kırmızılıları geçen sezon başarıya ulaştıran faktörlerden en önemlisi, belki de birincisi üstün savunma anlayışıydı.
* * *
TAKIMIN her kademesinin katkı sağladığı o savunmanın yerinde bugün yeller esiyor. Galatasaray açısından bir büyük dram da pas trafiği ve paslaşma beceriksizlikleri. Florya’da antrenman sahasına bir özlü söz yazma hakkım olsa, koca harflerle hazırlanmış bir ‘Basit, güzeldir’ tabelası asardım. Çabuk ve basit oynamak yerine topla ne yapacağına karar verene kadar rakibe teslim etmek neredeyse bir tür oyun karakterine dönüşmüş vaziyette.
* * *
HEM savunmad hem atak olgunlaştırma aşamasında yaşanan dram, sürekli gardı düşük boksör gibi oynamasına yol açıyor takımın. Galatasaray’ın yediği golde elbette harikulade gol pasını ve Pinto’nun doğru koşu ve doğru vuruşunu alkışlamak gerek.
Bu pozisyonda liderin iki stoperinin ‘Aa! Bak kuş!’ diyen haline de dikkat çekmek lazım. Defans böyle, kevgirden hallice diyelim; peki orta saha? İlk 45 dakikada G.Saray orta sahasının tek olumlu hareketi, Selçuk’un alameti farikası haline gelmiş enfes gol pasıydı.
* * *
İKİNCİ yarıda gelen değişiklikler (Elmander-Amrabat, Yekta-Aydın, Engin-Sneijder) hücum hattını görece hareketlendirirken, kırılganlığını da artırdı Galatasaray’ın.
Yazıda şöyle bir cümle de vardı: “...Mesela Görelespor Kulübü’nün logosunun Galatasaray logosuna bu kadar benzediğini bilemezdim.”
Ocak ayının ilk günlerinde elime ulaşan iki ciltlik, toplam 1300 sayfalık kitapla yolum bu cümle sayesinde kesişecekmiş meğer. Size anlatacak harika bir futbol hikâyem var demektir...
Ahmet Yaşar İmamoğlu’nun ‘Görele’de Spor ve Görelespor. 1923-2011’ adlı kitabının içinden kıymetli yazarın bana yazdığı bir mektup çıktı.
Mektupta (özetleyerek aktarmak durumundayım) şöyle yazıyordu İmamoğlu:
“Sayın Kanat Bey
(‘Futbolun Tarihine Bir Bilet’ başlıklı) makalenizin 5. bölümünün sonunda mensubu olduğum Görelespor’un adının geçmesi beni heyecanlandırmıştı. Ulusal bir gazetede bir cümle de olsa adımız geçiyordu.
Görele’de spor hareketleri cumhuriyetimizin kuruluşundan hemen sonra başlamıştır. Başlatanlar ise Galatasaray Lisesi mezunu Mehmet Rıza ve Süleyman Kuğu kardeşlerdir. Onlar daha önce 1921’de sarı-kırmızı renkler ile Trabzon İdman Ocağı’nın da kurulmasında büyük emek vermişlerdir ve devamında da İdman Ocağı’nın ilk futbolcuları olmuşlardır.
Avrupa Birliği’ne aba altından sopa göstermek maksatlı bu çıkış haliyle siyasi analizcilere bilek yorduruyor.
Cengiz Çandar şimdilik iki makalede durmuş vaziyette; Sedat Ergin ilk iki makalesini kaleme aldı, 20’den önce durdurabileceğimizi sanmıyorum kendisini...
Yorumcular bu iki kıymetli isimle sınırlı değil elbette.
Kimileri “Blöf” diyor, kimileri “Ciddiye alınmalı” tespitinin çevresinde turluyor.
* * *
Oyunun hemen başında Umut’un mükemmel ortasına gelişine vuran Emre Çolak skor tabelasını değiştirdiğine henüz 3’üncü dakika oynanıyordu. Sakatlıklarla bunalan ve kadro sıkıntısı yaşayan Beşiktaş’ın maçta kendisini gösterebilmesi için 20 dakika geçmesi gerekti. Liderin hazırlık pasları aşamasında yaşadığı top kayıplarından birinde ilk pozisyonunu yakaladıysa da kaleyi bulamadı siyah beyazlılar. Zaten ilk yarıyı da çerçeveyi göremeden noktaladı. Oyunu domine eden, maçı istediği gibi yönlendiren taraf olan G.Saray’dı. Uzatma bölümünde kazanılan serbest vuruşta İbrahim Toraman’ın yükselmesine izin vermemek amacıyla Riera’ya yüklenmesi, sol bekin gol vuruşu için pozisyon almasını sağladı: 2-0.
* * *
İKİNCİ perde siyah beyazlılar için umut verici golle açıldı. 2-1’den sonra teknik direktörlerden hamleler gelmeye başladı. Terim, yılın heyecan verici transferi Sneijder’ı yeni evinde sahneye çıkartırken, Samet Aybaba da Dentinho’ya forma verdi. Ancak maçın kaderini değiştiren aksiyonun mimarı Melo oldu. Tükürdü mü tükürmedi mi herhalde dün gece boyunca tartışılmış, bir karara varılmıştır. Fakat varılan karar ne olursa olsun, Melo’nun böyle bir maçta takımını son yarım saatte eksik bırakması Galatasaray’daki kariyerini sarsacaktır. Bu sezon başka maçlarda oynayacaktır elbette ama gelecek sezon sarı kırmızılı formayı giyebilir mi? Kendi adıma cevap vereyim, pek sanmam...
Profesyonelce geçiştirebileceği bir pozisyonu büyük bir drama dönüştürdü netice itibariyle.
* * *
FATİH Terim son hamlesini, sahada kalan son golcüsünü de çıkartıp savunma hattını güçlendirerek yaptı.
Ancak ilginç bir şekilde 10 kişi kalan G.Saray kapanacağına “en iyi savunma hücumdur” diyerek Beşiktaş’ı daha fazla zorlamaya başladı. Beşiktaş’ın 10 kişi kalan rakibini zorlayamaması da dikkat çekiciydi.Neticede G.Saray puan tablosunda en yakın takipçisini yenerek koltuğunda biraz rahatladı, 10 kişiyle derbi kazandı, Sneijder sahaya çıktı, Drogba’dan selam geldi...