Behçet Necatigil, “buzlu su dolu kâseye taze ceviz” doldurarak ve illaki yanında taşıdığı sarı leblebiyle.
Tanju Okan’ın bir günde yedi büyük devirdiği rivayet edilirken, Orhan Gencebay da Samsun’da bir grup arkadaşıyla katıldığı 24 büyük içilen “rakı düello”sunun sonunda ayakta kalan dört kişiden biridir.
Klarnet ustası Hrant Lusigyan, Ermenice “Kıçımı öp!” manasına gelen “vorıs bak!” dedikten sonra kadehi kaldırır, dibini öper, öyle içermiş.
Neyzen Tevfik’in “papara” yapıp içtiği söylenir.
ABD’li turist Bill Hayes’in “cehennemi” Türkiye hapishaneleri anılarını kaleme aldığı kitaptan hareketle yönetmen Alan Parker tarafından çekilen filme “haklı olarak” büyük tepki göstermiştik.
Film 1978 yapımıydı. Cezaevlerimiz herhalde 1978’de bir “İsveç ceza infaz kurumu” değildi ama gururumuzu kırmıştı işte, çok kızdık, kınadık, filmi yasakladık filan.
Yıllar sonra hem Bill Hayes hem de Alan Parker filmin abartılı olduğunu açıklayıp nedamet getirdiler, milletçe rahatladık.
12 Eylül 1980 sonrası Diyarbakır’da, Mamak’ta ve diğer cezaevlerinde yapılan işkencelerin boyutu “Geceyarısı Ekspresi”nde anlatılanları çizgi film boyutunda bıraktı ama aynı “milli mücadele” ruhunu sergilemedi Türkiye.
1990’larda cezaevi katliamı yapıldı, diri diri yakıldı insanlar yine “milli mücadele” ruhu sergilemedik.
2000’lerde de örneklerini gördük hızı biraz kesilse de. Şanlıurfa hafızalarda taze, Pozantı’da çocuklara yapılan tacizler, işkenceler keza...
Peki bugün durum nedir? Reformlarla şahlanan ve F tipi gibi insanlığa hakaret uygulamayı sürdüren memleketimizde 2013’ün cezaevi manzaraları nasıl?
Geçen hafta bahsettiğim Atoms For Peace’in ‘Amok’ adlı güzel albümünün kapak çalışmasında Stanley Donwood imzası var. Atoms For Peace’in bir Thom Yorke projesi olduğu düşünülürse “Ya kim olacaktı?” diye sormak gerekiyor. Donwood’u Radiohead albümlerine yaptığı grafik çalışmalar sayesinde tanıyıp sevmiştim.
Bu kıymetli sanatçının Thom Yorke ile arkadaşlığı Exeter Üniversitesi’nde sanat eğitimi alırken başlamış, kesintisiz şekilde günümüze kadar sürmüş.
Radiohead’in ‘Amnesiac’ı için yaptıkları kapak dizaynıyla ikilinin bu alanda Grammy kazanmışlığı da vardır ama en sevdiğim işi Yorke’un solo albümü ‘Eraser’ için yaptığıdır, bir de ‘Hail To The Thief’…
‘Albüm kapağı sanatında’ CD’nin mutlak saltanatı döneminde bariz şekilde gözlenen gerileme, plakların yeniden popüler hale gelmesiyle hızını biraz kesti.
CD’nin ufak alana hapsettiği grafikerler, ressamlar, fotoğrafçılar yeniden harika kapaklar yapmaya başladı.
O dönemin de ‘sağlam’ kapakları vardı elbette ancak plak boyutunda işin güzelliği kesinlikle artıyor.
1960’LAR DEVRİMİ
1960’larda müzik dünyası (ve elbette sinema) yeni nesil sanatçılarla birlikte plak kapaklarında da devrim yaşamaya başlamıştı.
Serkldoryan (Cercle d’Orient) ve Emek Sineması’nın da bulunduğu blok hafızalarımıza iskelelerin arkasından el sallıyor.
“İşleri bittiğinde” ne halde bulacağımızı bilemiyoruz Emek’i. Beyoğlu Belediyesi onayladı, Emek Sineması “yukarı taşınarak” yaşatılacakmış yeni projede.
Serkldoryan’ı ancak “düzeltebiliyorlar”, malum birinci derece tarihi eser. Ama ne “düzeltmeler” gördük, karşısında durup sadece, “Bırak abi, düzeltme dağınık kalsın” diyebileceğimiz.
Kimin eseri düzeltilecek bilir misiniz?
*
Genişletilmiş kadrosuyla ligde sallanırken dezavantajlı çıkacağı şampiyonlar arenasında ne yapabileceği de büyük bir soru işaretiydi. Hele bir de 17’nci dakikada geriye düşünce hayal perdesi iniverdi, böyle düşündük. Fakat söyleyecek sözümüz vardı daha... Önce Hamit direklere ve makus talihine isyan etti, hemen ardından Burak Yılmaz ekmeğini taştan çıkardı. Olmaz denilen oldu, öne geçiverdi G.Saray.
MUSLERA FARKI
Sipariş verilse bu kadar iyi bir zamanlama olamazdı açıkçası. Minimum pozisyondan maksimum fayda elde eden Galatasaray ikinci yarıya cebinde tur biletiyle, büyük ikramiyeyle çıkmayı garantiledi. Ve Sezar’ın hakkı Sezar’a, harikulade bir ilk yarı oynadı. Maçın ikinci perdesi Schalke’nin yoğun baskısıyla açıldı. Hadiseler Alman ekibiyle Muslera arasında gelişirken aslan yutmuş kaleci direnmeyi ve takımını ayakta tutmayı başardı.
TURA TUTUNDULAR
Schalke’nin beraberliği yakalamasının ardından iştahını kesmek zordu fakat bunu başardı sarı kırmızılılar. Direnç göstermeyi başardı, kafasını kaldırdı ve tura tutundu.
Ayakta kalırken belki rakibi zorlayamadı ama tura daha niyetli olduğunu hep belli etti. Bu kolay bir iş değil, aslan yürekli olmak gerekir.
UMUT TAÇLANDIRDI
Maçı tutan, istediği gibi yöneten, bir bütün halinde yürüyen takım şeref madalyasını son dakikada taktı göğsüne. Umut’un golü “Aslan gibi” dedirtecek bu maç hikayesinin taçlandırılma anıydı.
Gazeteport.com’un özel haberi olarak çıkan ve dün internet üzerinde hızla yayılan iddialar, bir “Bürokraside bal tutan parmağını yalar” klasiğini işaret ediyor.
“Çok güzel atamalar bunlar. Ata beni Scotty” dedirtecek türden iddiaların kahramanı Hacı Mehmet Gani.
* * *
Gani’nin kendi adına açtığı web sayfasındaki özgeçmişine baktığımızda 1969’da Amasya’da doğduğunu, 9 Eylül Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldığını, daha sonra müşavir olarak kariyer yaptığını görüyoruz.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı, Başbakanlık Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nde hukuk müşaviri olarak görev yapmış. Mültifonksiyonel bir müşavir yani.